Prag havalimanından teslim aldığımız kiralık aracımızla kuzeye doğu yaklaşık 1 saat süren yolculuktan sonra Naziler tarafından 2. Dünya Savaşı sırasında Yahudi Toplama Kampı olarak kullanılan, ünlü “Life is Beautiful”  (Hayat Güzeldir) filminin de çekildiği Terazin Nazi Kampına ulaşmıştık. Kampın hemen dışarısındaki otoparka aracımızı park ettikten sonra hafif çiseleyen yağmur altında Kampın girişine doğru ilerliyorduk. Burası bu seyahat esnasında özellikle sabırsızlanarak görmeyi arzuladığım yerlerden birisiydi. Girişe doğru giderken kamp hakkında okuduklarım hakkında eşime de bilgi verirken, “Life İs Beatiful” filmindeki sahneler de gözümün önüne geliyordu.

İstanbul’da yaşayan biri olarak özellikle yaz aylarında çok sık Çanakkale bölgesine gider ve Gelibolu’daki Milli Parkın olduğu bölgede  her yaz en azından muhakkak 3-4 gün geçiririz. Gelibolu’ya her gelişimizde burada vatanı uğruna canlarını teslim etmiş o gencecik canları düşününce hemen tüylerim diken diken olur ve içimi buruk bir acı kaplar. İşte Terezin’de de aynı duyguları hissetmeye başlamıştım. Burada yapılan zulmü, haksızlıkları, işkencileri ve ölümleri düşündükçe biz, bunları yapanlar ile aynı ırka mı aittiz diye düşünmekten kendime engel olamıyordum maalesef. Bu kadar ölüm bir Diktatörün yaygınlaştırdığı bir felsefe ile aklı başında insanların elinde bir katliama ve soykırıma dönüşmüş olmasını benim aklım alamıyor maalesef. Ama işte günümüz savaşlarının da biraz insan psikoloji üzerinden yapılmasının nedenini bu olarak öngörüp (intihar bombacıları nasıl yetiştiriliyorsa mesela) Terezin Nazi kampı ile ilgili gezimiz hakkında bilgi vermeye devam ediyorum.

Gezerken çektiğimiz fotoğraflar üzerinden Terezin Kampı’nı anlatmaya başlamadan önce, buranın geçmişini ve yaşanılanlarını daha iyi anlatabilmek için biraz da benim gezi öncesinde de okuduğum rakamsal verileri aktarmak istiyorum: Naziler, 2. Dünya Savaşının öncesinde Çek halkının zengin kesiminin tatil maksatlı olarak kullandığı bu alanı, 1940 yılında Gestapo toplama kampı olarak kullanmaya başlar. O zamanki adı ile Çekoslavakya’dan, Almanya’dan, Avusturya’dan, Hollanda’dan ve diğer ülkelerden Yahudileri son noktaları olan ölüm kampları olan Treblinka ve Auschwitz kamplarına göndermeden önce burada tutmaktadırlar. 150,000 den fazla insan ki bunların 15,000 kadarını çocuklar oluşturmaktadır, bu Gestapo kampında yaşam ile ölüm arasında sıkışmış bir şekilde aylarca ve bazıları da yıllarca yaşamışlardır. 15,000 çocuktan ne yazık ki 150 çocuk hayatta kalabilmiştir. Terezin Yahudilerin topluca ölümlerinin gerçekleştirildiği bir kamp olmamasına rağmen 33,000 civarında ölüme şahitlik etmiştir. 2. Dünya Savaşının bitmesi ile bu kamptan 17,247 kişi canlı olarak kurtulmuştur (bu veriler kampta bize sağlanan broşürlerden alınmıştır)

Kampın girişine doğru giderken, sizi girişte hemen aşağıda görebileceğiniz anıt mezarlık karşılıyor.

Mezarlığı geçip ana girişe ulaştıktan sonra kampın girişinde ünlü “ Arbeit Mach Frei” yazısını göreceksiniz. Yani “Çalışmak Özgürleştirir”. Bu Nazi’lerin insanları çalıştırabilmek için çıkarttığı bir motto‘dur ve Nazi Almanya’sında çok yaygın olarak kullanılmıştır.

Biraz ilerleyince kamp size kendini göstermeye başlıyor. Geniş bir alana yayılmış tek katlı yapıların oluşturduğu bir alan. Yapıların Yahudilerin kaldığı kısımlarında kullanılan pencereler oldukça küçük ve içerilerinde gündüz vakitlerinde bile loş bir ortama sahip.

Ölümlerin bazıları nüfus yoğunluğunun getirdiği hastalıklardan kaynaklanmış. Aşağıda gördüğünüz fotoğraflarda kullanılan bu 3 katlı yataklarda geceleri her katta enine olarak 8-10 kişi yatmaktaydı. Şu andaki gece uykularımızı  ve onların geçirdiği o korkunç geceleri mukayese ederek düşününce bugün bile içimi bir hüzün kaplamıyor değil açıkcası.

Burası topluca banyolarının yaptıkları yer. Hangi koşullar altında temizlendiklerini ve temizlenmeye çalıştıklarını düşünmek gerçekten üzücü
Topluca kullandıkları lavobalar

Burası da tutukluların barındırıldığı hücreler. İçleri oldukça küçük ve çok ufak pencerleri var. Bir kaynaktan okuduğuma göre bu pencereerin amacı içeri temiz hava veya ışık girmesi tabii ki değil, ama içeride bulunan insanların acı dolu seslerinin diğer insanlara ulaşması amaçlıymış.

Kampın içerisinde dolaşmaya devam ettikçe, nispeten daha uzak bir noktada kurşuna dizilen esirlerin bulunduğu alana varıyoruz. İleride kırmızı çiçeğin bulunduğu noktada esir tutuluyor ve resimde hemen bizim solumuzda bulunan yere uzanan emir almış askerler ise tetiği çekiyordu.

Kırmızı çiçeğin arkasındaki yükseltilmiş yeşillik dikkatinizi çekmiştir muhakkak. Mermi sekmesine olması için buradaki toprak özellikle yükseltmiş.

Kampı gezmeyi bitirince müzesine de kısa bir süre de olsa zaman ayırmanızı öneririm. Aşağıda Albert Einstein’in bu müzede yer alan mektubunu görebilirsiniz.

Prag – Terezin – Karlovy Vary – Lindau – Zeplin Müzesi  – Zurih ve Luzern’ni kısaca anlattığımız video’muzun linki

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir