Bratislava`dan 2,5 saatlik yolculuğun ardından Tuna nehrinin kıyısında konumlandırılmış diğer bir başkent olan Budapeşte’ye varıyoruz. Burada da şehrin biraz dışarısında olan ancak M3 metro hattı üzerindeki “Hatar ut” metro durağının hemen karşısında yer alan Ibis Citysouth otelinde konaklıyoruz. Planımız, bu duraktan metroya binip şehir merkezinde yer alan “Deak Frenc” metro durağına tek bir vesait ile ulaşmaktı ancak maalesef bizim gittiğimiz dönemde M3 hattının “Hatar ut” metro durağının da bulunduğu belli bir uzunluktaki kısmı, bakıma alındığından hizmet vermiyordu. Alternatif ulaşım olarak metronun çalıştığı ilk durağa, gene “Hatar Ut” metro durağının hemen önünde özel olarak konulmuş otobüs seferlerine binerek ulaşıyorduk. Açıkcası çok bir külfet getirmedi bu in bin yaptığımız otobüsler. Otobüsler gayet sık aralıklarda kalkıyor ve hızlı bir şekilde ulaşıyordu metro durağına. Bizim için problem olmadı yani.
Budapeşte Google Maps Lokasyonu
1,7 milyon insanı barındıran Budapeşte, 1873 yılında Tuna nehrinin ayırdığı Buda ve Peste sehirlerinin birleşmesi ile günümüzdeki görünümünü ve adını almış bir başkent ve hemen söyleyeyim Budapeşte gerçekten beklentilerimizin üzerinde bize güzel gelen bir şehir. İnsanları, gezilecek yerleri, kültürüne bakınca Prag’da bir gün daha az kalabilir, Budapeşte’de de bir gün daha fazla kalabilirmişiz diyoruz ailecek. Gezi listemizi yine offline haritamıza işlemiştik ve ilk gün öğleden sonra vakitlerinde kendimizi şehir merkezine attığımızda, ilk destinasyonumuz 1849 yılında yapımı tamamlanmış olan ve Tuna nehri üzerinde yer alan “Chain Bridge” oldu. Köprü oldukça uzun ve bizim gittiğimiz dönemde de oldukça kalabalıktı. Köprüyü yürüyerek geçmek herhalde bir 10 dakika kadar sürmüştü.
Geçtiğinizde de karşınıza sizi “Buda Castle”a yani Buda kalesine taşıyan füniküler cıkıyor.
Bizim sevdamız aslan olduğu için, aynı kareye giren Tuna Nehri ve “Buda Castle” karşısında deklanşöre basmak daha bir keyifli idi.
Saat biraz geç olduğu için Kale’ye çıkma işini ertesi güne bırakıyoruz ve “Chain Bridge”den geldiğimiz gibi geri dönüp Tuna nehir boyunca yürüyüşe çıkıyoruz. Yürüyerek ulaştığımız nokta ise Tuna nehir kıyısındaki ünlü ayakkabılar yani “Shoes on the Danube Bank”.

2. Dünya Savaşı esnasında öldürülen 3,500 sivilin anısına yapılan bu heykeller 60 çift ayakkabıdan oluşmaktadır. Nehir kıyısında dizilen kurbanlardan, öldürülmeden önce ayakkabılarını çıkartmaları istenmiş ve akabinde öldürülerek cansız bedenlerinin nehre düşmeleri sağlanması anısına yapılmış.
Buradan geriye dönüyoruz ve Tuna nehri kıyısında yürüdükten sonra “Chain Bridge” in karşısından şehrin iç kesimlerine doğru yürüyerek St. Stephen’s Basilica’ya ulaşıyoruz. Burası Budapeşte’de yer alan en büyük klise ve belki de en önemlisi. 8,500 kişinin beraberce ibadet edebildikleri bu klisenin kubbesinin yüksekliği ise 96 metre.

Akşam oluyor ve karnımızın açlığını gidermek için offline haritamızda işaretlediğimiz Szimpla Kert veya Mazel Tov’da yemek yemek için hareketleniyoruz. Budapeşte’nin arka ve ara sokaklarında gezinirken karşımıza daha çok gençlerin bulunduğu, kalabalıklığından oldukça rağbet gördüğünü anladığımız, makarnasından çin yemeğine birçok alternatifleri fast food formatına yakın bir formatta sunan, aynı tarz dekorasyona sahip ufak sayılabilir büfelerin bulunduğu, içeceklerinizi de alıp oturabileceğiniz “Karavan” adlı güzel bir dar ara sokak keşfediyoruz. Eğer konfordan ziyade samimi, dinamik bir ortam arıyorsanız kesinlikle tavsiye ederiz.
https://www.facebook.com/streetfoodkaravan
Akşam yemeğimizi de yedikten sonra otelimize dönüp, ertesine güne dinç bir başlangıç yapmak için inzivamıza çekiliyoruz. Ertesi günkü programımız ise biraz hüzünlü zira artık tatilimizin sonlanmasından önceki son 2 gecemizden birini geçiriyor olacağız.
Kahvaltımızı yapıp, biraz bütün bir tatilin yorgunluğunu da çıkarmaya başlarcasına vakit öldürüp ancak öğlene doğru “Buda” Kalesine çıkıyoruz. Biz çıkarken “Fünikiler”in önündeki kuyruğu beklemek istemediğimizden ve de hemen önünden kalkan hop on hop off tarzı küçük, hızlı, üstü ve yanları açık takriben 10 kadar kişilik araçlarla daha fazla yer gezebileceğimiz için, bu araçlarla çıkmayı tercih ediyoruz. Çünkü yukarıya çıktıktan sonra gezilecek tek yer Kale değil, oradan “Fisherman’s Bastion” a da gitmek istiyoruz. Bu “hop on hop off” araçlar Buda Kalesi ve Fisherman’s Bastion harici birkaç yerde daha duruyor, bu yüzden bu ulaşım araçlarını füniküler’e tercih etmenizi tavsiye ederim.

Buda Kalesi’nin de bulunduğu kompleks içerisinde ayrıca gezmek isteyebileceğiniz Ulusal Galeri, Tarih Müzesi ve de Szechenyi Kütüphanesi bulunmaktadır. 13. Yüzyılda yapımı tamamlanmış bu kalenin manzarası da müthiş. Bir not yukarıda geçireceğiniz vakit bizimki gibi uzun olabilir ancak yeme içme yerleri var oldukça, bu yüzden yanınıza su alın yeter.
Kale bölgesinde 1-1,5 saat kadar geçirdikten sonra tekrar hop on hop off aracımıza atlayıp Fisherman’s Bastion’ın olduğu yere geliyoruz. Yolculuk yanlış hatırlamıyorsam 5-6 dakika kadar sürüyor. Burası, şehrin panoromik görüntüsünü izlemek için 7 kulesi ile beraber, yapımı 1902 yılında tamamlanmış bir yapı. İsmini Ortaçağ’da bölgeyi düşmanlarına karşı savunan yerel bir kahramandan almış. Burada yer alan Matthias Klisesi’ni de geziyoruz. 1015 yılından beri hizmet veren bu klise, şehirdeki 150 yıllık Osmanlı Hükümdarlığı sonrasında 1800’lü yılların sonlarında tekrardan restore edilmiş

Akşama doğru aşağıya indiğimizde son bir kez aynı noktadan fotoğraf çekilelim diyoruz. Üçümüzde bu sefer ayrı ayrı aynı noktadan resim çekiliyoruz
Sonrasında yürüyerek ulaştığımız “Great Market Hall”, hal benzeri büyük bir bina. Baharattan, kıyafete, hediyelik eşyalardan ayak üstü yemek yiyebileceğiniz mekanlara kadar birçok alternatifin bulunduğu bence görülmesi ve alışveriş yapılması gereken bir yer. Buraya girince biraz zaman mefrumu da kaybolabiliyor, uyaralım.
Buralar dışında görülesi ancak bizim gidemediğimiz yerler olarak ön plana çıkanlar:
- Szechenyi Spa Banyosu: M1 hattını kullanarak ulaşabileceğiniz bu SPA merkezinde günün yorgunluğunu atabilirsiniz. Gündüz vakitlerinde gidilmesini tavsiye ediyor birçok kaynak.
- Margaret Adası: Burası Tuna nehri üzerinde bir ada. Aslında bu adayı Buda Kalesi üzerinden görmüştük. Şehrin iki yakasına da köprü ile ulaşımın sağlandığı bu ada 2,5 km uzunluğunda ve oldukça etkileyici bir yeşil alana sahip. Zamanınız kısıtlı değil ise boş zamanlarınızı burada keyifle geçirebilirsiniz.
- Great Synagogue: 1859 yılında açılmış olan bu Sinagog Avrupa’nın en büyük, dünyanın ise 2. En büyük Yahudi ibadethanesi. Şehir merkezinde yer alan bu Sinagog’u biz dışarıdan görebildik, içerisini inceleme şansımız maalesef olamadı.
- House of Terror: Macaristan’da 20. yüzyıl içerisinde bir dönem hüküm süren Faşist ve Komünist rejimin tutsaklarını tuttuğu hapishane ve işkence odalarının da yer aldığı bina. Biz açıkcası gezmeyi pek düşünmedik ama merak edenler ve tarihe meraklılar tercih edebilir.
Sonuç olarak Budapeşte için diyebileceğimiz daha gezilecek birçok yerlerinin olduğu ve de eğer bu güzel şehri hakkını vererek gezmek istiyorsanız da en az 3 tam günü gönül rahatlığı ike ayırabileceğiniz olacaktır