Liechenstein’da sanıyorum yaklaşık 1 saati biraz aşkın bir süre geçirdikten sonra, 2 saati biraz daha aşkın bir süre daha araba kullanarak bu gece konaklayacağımız Inssbruck’deki otelimize gelmiştik. Otelimiz Hungerburg fünikülerine oldukça yakındı ve otelin bulunduğu mevkii şehir merkezine ulaşmak için toplu taşıma veya araba kullanma ihtiyacı yaratmayan bir lokasyondaydı. Aracımızı otelin önüne park ettik ve ayrılana kadar da aracımıza binmedik.

Eşyalarımızı odamıza yerleştirdikten sonra kendimizi hemen sokağa atmıştık. Hungerburg füniküleri hemen 5 dakikalık mesafede olmasına rağmen, biraz da fazlaca doğa manzarası gördüğümüz ve gördüğümüz yerleri de biraz daha fazla sindirebilmek için olabilir, bilemiyorum ama füniküleri kullanıp Hungerburg bölgesine çıkmadık. Bu füniküler bulunduğumuz deniz seviyesinden bizi 860 metre yüksekliğe çıkartacak ve panoramik şehir manzarası sunacaktı. Buradan da başka teleferikler ile daha yukarı bölgelere çıkmak da mümkündü.

Bunun yerine istikametimiz şehrin kıyısına kurulduğu Inn nehrinin yanından Maria-Theresien caddesine doğru gitmek olarak belirlemiştik. Maria-Theresien caddesi, Innsbruck’un en kalabalık, mağazaların, barlarının, restoranlarının ve kafelerinin olduğu caddesi.

Maria-Theresien caddesine açılan ara sokaklar ise ayrı güzel. Şehrin sanki Avusturya’ya özgü olan kültürel gelişimini dışarı yansıtırcasına sıralanmış binalarında ve bu harmoniye ayak uyduran insanlarında, sizi büyüleyen bedeniniz orada ama ruhunuzu alıp uzaklara ötüren farklı bir ambiansı var sanki. Bu caddelerde yer alan bazı binaların yapım yılının 500 yıl öncesine kadar uzanması belki de bunu sağlıyor.

Bir ara sokakta denk geldiğimiz söylediğimizi doğrularcasına çalan müzisyen arkadaşlar da gerçekten kendilerini dinletiyorlardı.

Bu caddelerden Innsbruck’un bir kayak merkezi olmasını da sağlayan ve hemen şehirin dibinde dik bir şekilde uzanan haşmetli dağlar da ister istemez dikkatimizi çekti.

Innsbruck’de bir diğer görülesi yer ise “Golden Roof”. Eski şehir meydanında yer alan adından da anlaşıldığı üzere bu çatı İmparator 1. Maximillian tarafından 1500lü yıllarda inşa edilmiş. Yapımında altın değil ancak 2000+ adette yaldızlı bakır plakalar kullanılmış. Alt katında yer alan açık tip balkonda ve onun hemen altında yer alan katta ise figürler ve armalar açıkcası çatı kadar ilgi odağı olmamakla beraber tarihsel öneme sahip.

Eski şehirde bulunan bir diğer görülmesi gereken yapı da Innsbruck Kathedrali veya diğer adı ile St. James Kathedrali. Girişinde sizi iki adet büyük ve yeşil renkteki çan kuleleri karşılıyor. İçerisindeki zengin duvar ve tavan süslemeleri ile ise oldukça detaylı ve ince bir çalışmanın eseri olduğunu belli eder nitelikte. Dan Brown’un kitap serilerini veya bu kitaplardan beyazperdeye uyarlanan Tom Hanks’in oynadığı film serilerini izledikten sonra bu tarz süslemelerin, gravürlerin hemen hepsi sanki içerisinde gizli bir mesaj barındırıyor, şeklinde size de düşündürüyor mu? Ben açıkcası ne zaman bir kiliseye girsem bilinçli de olmayabilir ama bu heykel ne mesaj veriyor veya bu resimdeki gizli simge nedir gibi hislere kapılıyorum. Işte bu kathedralde de aşağıda görebileceğiniz gibi beni bu düşüncelere iten çok sayıda neden var.

Şehrin dışında bulunup da yürüyerek ulaşamayacağınız ancak görmek isteyebileceğiniz iki yer vardı bizim listemizde. Birincisi Ambras Kalesi diğeri ise bayanların çok hoşlarına gideceğini düşündüğüm Swarovski Kristallwelten yani Swarovski Kristal Dünyası. İlki tarihte yeri olan Dük 2. Ferdinand’ın evi, ikincisi ise Swarovski kristallerinden yapılma sanat eserlerinin sergilendiği, bahçesinde gezilesi çeşitli yerlerin olduğu geniş bir alana yayılmış bir müze ve sanat galerisi. Swarovski kristallerinin yaratıcısı ve şirketin kurucusu tarafından düşünülüp yapılmış bir dünya.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir