Evet, sabah otelimizden yine ve her sabah olduğu gibi erkenden çıkıp, bu kez bir gün evvelden aldığımız tren biletleri ile Jungfraujoch’a gidebilmek için yola koyulmuştuk. Interlaken tren istasyonuna vardığımızda trenin kalkmasına sanıyorum 20-25 dakika kadar bir süre vardı. Bu süre güneşin keyfini sürmek için bize yeterli zaman tanıyordu ve umuyorduk ki 3,400 metre yukarıda da her ne kadar önceden kontrol etmiş olsak da hava bu şekilde açık ve güneşli olurdu.

Jungfraujoch, bu tatilimizin en önemli destinasyonu ve bize en farklı tecrübeyi yaşatan yeriydi şüphesiz. Avrupa’nın tren ile çıkılan en yüksek noktası ünvanına sahip buraya 1912 yılından beri tren ile ulaşım mümkün. Buranın yapımı ise tahmin edebileceğiniz gibi ayrı bir hikaye. 1896 yılında başlanmış ve tam 16 yıl sürmüş yapımı. Doğal olarak bu zorlu coğrafyada kazalar, ölümler de olmuş maalesef ama sonunda takdir edilesi bir turizm cazibe merkezi de yapılmış olmuş.

Interlaken’den bineceğiniz tren size iki farklı güzergahtan Kleine Scheidegg’e ulaştırıyor.  İster Interlaken-Lauterbrunnen-Wengen hattı ya da isterseniz Interlaken-Grindelwald hattını kullanabilirsiniz. Ancak tavsiyemiz hangi hattan çıkarsanız çıkın manzaranın keyfini sürebilmek için diğer hattan inmeniz yönünde olacaktır. Lauterbrunnen hattını kullanarak çıkıyorsanız Kleine Scheidegg’e kadar olan yolculuğunuz esnasında trenin sağ tarafında oturmanız size nispeten daha güzel bir manzara sunacaktır. Grindelwald hattını kullanacaksanız, Grindelwald’a kadar sağ tarafta, Grindelwald’a tren değiştirmenize müteakip Kleine Scheidegg’e kadar olan yolculuğunuzda ise ister sağ ister sol tarafta oturabilirsiniz. Her iki konumun da manzarası ayrı güzel. Biz Grindelwald üzerinden çıkmaya karar vermiştik. Buraya kadar olan yolculuğumuz 1 saat kadar sürmüştü. Manzarayı da görebileceğiniz videolarımız aşağıda.

Kleine Scheidegg’e ulaştık sonra burada son bir kez daha tren değişikliği yapıp Jungfraujoch tren istasyonuna ulaşabiliyorsunuz. Bu yolda daha çok tüneller içerisinde seyahat ediyorsunuz. Eiger dağının içerisine oyulmuş sadece bir trenin geçebileceği genişliğe sahip tünelin toplam uzunluğu 7 kilometre kadar. Çıkarken vücudunuzun basınca alışması için tren birkaç dakikalık bir mola dahi veriyor. Isterseniz trenden çıkıp, tünelin içerisinde yer alan ve manzarayı gözlemleyebileceğiniz seyir noktasına gidebileceğiniz söyleniyor ancak biz dahil hiçkimse, sanırım herkes de treni kaçırıp bir sonraki treni beklemek zorunda kalırım endişesi ile trenden inmedi. Bu yolculuğumuzun da yaklaşık 1 saat kadar sürmesi ile beraber, Interlaken’den başlayan tren yolculuğumuz 2 saati biraz geçkin süresi sonunda Jungfraujoch’a varmıştık.

Hemen bu noktada tatilimize başlamadan önce daha İstanbul’dayken bizi düşündüren bir konu hakkında bilgi vermek istiyorum. O da, yazın ortasında 2 haftalık bir Orta Avrupa tatili planlıyorsunuz, valizleriniz dolu ancak ortam sıcaklığının Ağustos ayında -2°C’lerde olduğu karlarla kaplı bir dağa çıkacaksınız ve nasıl giyinmelisiniz? Yada bir başka ifade ile 1 günlük planlama için yanınıza kazak, mont, bot vs. alıp bunları bütün tatiliniz boyunca taşıyacak mısınız? Evet J hemen deneyimlerimizi paylaşayım, bence yukarısı soğuk evet ama biraz soğuğa karşı dayanıklı iseniz varsa termal içlik veya üzerinize alacağınız bir kazak ile beraber fotoğraf ve videolarda da görebileceğiniz gibi ince bir yağmurlukla gününüzü geçirebilirsiniz. Ancak bence ayakkabı önemli. Ben yanımda taşımak istemediğim için spor ayakkabılarımla idare ederim sanmıştım ancak hem ayaklarım oldukça ıslandı hem de karda, güneşin de tadını çıkararak yürüyüş yapanları görünce imrendim. Sonuç olarak bot veya çizme olmasa bile bileğinizi kavrayan ve en önemlisi su geçirmeyen bir ayakkabıyı yanınıza almayı tercih edebilirsiniz. Sonradan benim gibi pişman olmayın derim J

Jungfraujoch tamam tren ile çıkılan en yüksek mevkii olabilir ancak buraya çıkabilmek için verilecek hatırı sayılır meblaya değecek ne var diye düşünüyorsanız hemen size belirteyim burada deneyimleyeceklerinizi: yazın ortasında karda yürüyüş yapmak, buz sarayını gezmek, 3000+ metredeki tünellerin içerisinde kaybolmak, isterseniz kısa pistlerde kayak veya kızak yapmak, manzaranın keyfini çıkarmak, olarak sıralanabilir. Bu yüzden kesinlikle ve kesinlikle öneririm buraları gezmenizi.

Bizim ve birçok insanın tepeye varır varmaz karşısına çıkan ilk görsel şölen Alplerdeki en büyük buzul olan ünlü “Great Aletsch Glacier” buzulunu gözlemlemek oldu. Üçümüzün de ilk defa bir buzulu kendi gözlerimizle kanlı canlı görüyor olması gerçekten keyifli idi. Jungfrau ve Monch dağları arasında yer alan bu buzul tam 23 km boyunca uzanmakta. İnsan bu buzula bakınca gerçekten doğanın ne kadar ihtişamlı olduğunu hatırlıyor ve buzul sanki uzandığı hattın sonunda gökyüzü ile de birleşiyor gibi de insana ayrı bir huzur veriyor.

Asansör ile birkaç kat yukarı çıktığınızda ise çevresinde tamamen dolaşabileceğiniz panoramik görüntüye sahip Sphynx terasına çıkıyorsunuz. Buradaki Alplerin manzarası tek kelime ile müthiş.

Asansör ile aşağıya geri indikten sonra tesiste bulunan ve dışarıya dağa doğru açılan kapılardan çıkıp, biraz da güneşin ve karın tadını çıkartalım dedik.

Oğlumuz ile birlikte kardan adam bile yaptık ve hep beraber kısa bir mola verip, güneşlendik bile. Kardan adamımız da tam bir Ninja Turtles oldu sanki J)

Çevreyi daha iyi gözlemleyebileceğiniz video muz:

Bir sonraki durağımız ise Buz Sarayı oldu. Burası dışarıdan da soğuktu. Sanırım buzlar erimesin diye en sıcak geçen yaz aylarında, soğuk kalmasını sağlamak için ilave önlemler alınıyor.


Ortam biraz da loş olduğu için fotoğraflar maalesef Buz sarayında çok iyi çıkmıyor. Flaş patlatırsanız da bu sefer her taraf buz olduğu için çok yansıma oluyor. Bu yüzden eğer iyi bir makinanız yok ise burada çekeceğiniz fotoğrafların kalitesinde çok büyük bir beklenti içerisinde olmayın.


Benim de sevdiğim çizgi film karesinden düşmüş bu fotoğraf en aydınlıklı fotoğraflarımdan birisi. Buz Sarayında bunun gibi ve hatta buzdan yontulmuş başka heykelcikler de görebilirsiniz.


Jungfraujoch`da 4-5 saat kadar geçirdikten sonra, önce Kleine Scheidegg’e giden daha sonra ise çıktığımız Grindelwald istikametinden farklı olarak bu sefer Lauterbrunnen’e doğru giden trene binmiştik. Manzaramız yine muhteşemdi ama bu sefer günün sonuna yavaş yavaş yaklaşıyor olmanın burukluğu ve günün yorgunluğu ile seyrediyorduk. İnerken artık karnımız acıkmıştı ve duraklarımızın birinde ya Allmend veya Wengen’de tam hatırlayamıyorum, trenden indik  ve yine hemen tren istasyonda bulunan açık havada insanların pizza yiyip, birşeyler içtiği restorantta bir mola verdik. Sanırım bir saat kadar burada dinlendikten sonra tekrar trene atlayıp bu sefer daha önceden kararlaştırdığımız gibi Lauterbrunnen’de indik.

Amacımız hem bu şirin kasabayı hem de burada bulunan şelaleye gezmekti. Eğer siz de bizim gibi şelaleye kadar yürüyüş yapmak isterseniz toplamda 1-1,5 saatlik bir zaman dilimini burada harcayacaksınız şeklinde planlama yapabilirsiniz. 

Bir de ufak maceramız oldu bunu da oğlum anlatıyor

Günümüzü de Bern’deki otelimize biraz geze geze giderek ve biraz da yorgunluktan akşam erken yatarak sonlandırdık.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir