Sabah erkenden uyandık ve bu seyahatimiz boyunca özellikle sabırsızlıkla beklediğimiz günlerden birini geçirmek için Luzern’e doğru yola koyulmuştuk. Bugunkü programımızda Luzern’i gezmek, Harder Klum tepesine çıkmak, Interlaken gölgesinde yer alan göllerden birine girmek ve vakit kaldığı kadarı ile de Bern şehirini gezmek vardı. Dolu dolu ve o kadar da bizi heyacanlandıran bir gündü daha başlamadan bile. Yolda programımız hakkında bilgi verdikçe bizimkilerin de heyecanlanması ve sabırsızlanması bana biraz daha mutluluk ve heyecan katıyordu.

Luzern Aslanı: İlk durağımız olan Luzern’e yolculuğumuz yaklaşık 40 dakika kadar sürdü. Sabah 10:00 olmadan Luzern’de bir otoparka arabamızı park etmiş ve ilk destinasyonumuz olan meşhur “Luzern Aslanı”nı görmeye gelmiştik. Luzern Aslanı’nın aslında oldukça acıklı bir hikayesi var. Fransız devrimi sırasında İsviçre Kraliyet ailesinde görevli 800’den fazla İsviçre’li askerin, Kral 16. Louis’i korumaya çalışırken ölümlerini simgeleyen anlamlı bir eser “Luzern Aslanı”. Bu çatışmadan sadece 100 kadar asker kurtulmuş ve bu olayı tasvir eden ölmekte olan Aslan eseri hemen Luzern’in girişinde, Luzern gölüne doğru inmeden bulabileceğiniz bir noktada.

Luzern aslanı 1820-1821 yıllarında, İsviçreli askerlerin ölümünden yaklaşık 30 yıl sonra yontulmuş bu gördüğünüz taşa. Yazar Mark Twain bu yapı için “Dünyada gördüğüm en acıklı ve sürükleyici hikâyeye sahip taş parçası” demiş zamanında. Düşünürseniz gerçekten de öyle, ormanların kralı hükümdarlığının ve egemenliğinin sürdüğü uzun yılların sonunda bir başına ve yapayalnız yavaş yavaş ölümünü bekliyor.


Chapel Bridge: Yürüyerek ulaştığımız bir sonraki noktamız ise hemen 10 dakika mesafedeki “Chapel” köprüsü oldu. İsviçre’nin en büyük 4. Gölü olan Luzern gölünün üzerinde yer alan Chapel Köprüsü 14. Yüzyılda inşa edilmiş. Tam 204 metre uzunluğunda (restorasyonlardan sonra uzunluğu 170 metreye düşmüş) ve Avrupa’daki en eski üstü kapalı ahşap köprü ünvanına sahip. Şehri, güneyden Luzern gölü üzerinden gelecek saldırılara karşı korumak amacı ile, gölü besleyen Reuss nehrinin üzerinde, iki yakayı birleştirmek amacı ile yapılmış.

Ağustos ayı ve öğleden önce vakitleri idi ama nispeten erken bir vakit olmasına rağmen güzel bir fotoğraf çekebilmek için bile kalabalığın dağılmasını beklememiz zaman aldı. Chapel köprüsü İsviçre’nin en çok turist çeken noktaları arasında yer alıyor.
 
Köprünün kenarları çiçekler ile süslenmiş ve fotoğraf çekimi için güzel bir ortam yaratıyor. Arka planda bulunan yapı ise “Su Kulesi”. Suyun üzerinde suya set çekmek için Chapel Köprüsünden yaklaşık 30 yıl önce inşa edilmiş, hapishane ve arşiv olarak da kullanılmış bir yapı.

Köprünün tavanında üçgen formunda boyamalar yer alıyor. Bunlar Luzern tarihini ve efsanelerini içeren boyamalar olup, 17. Yüzyılda yapılmış. Maalesef 1993 yılında, sigara izmaritinden çıktığından şüphelenilen yangında bütün bu boyamaların 3te 2si yanmış.

Tatilimizin bu aşamasına kadar olan kısmında gezdiğimiz yerleri anlatan, hiç de internette yayımlarız veya blog sayfası oluştururuz da oraya linkini koyarız düşüncesinde olmadan çektiğimiz videomuzun linkini de aşağıda bulabilirsiniz.

Prag – Terezin – Karlovy Vary – Lindau – Zeplin Müzesi  – Zurih ve Luzern’ni kısaca anlattığımız video’muzun linki

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir